Maç günü telefonum çaldı.
Arayan annemdi.
“Kötü bir haberim var. Osimhen ameliyat olmuş.”
Bir an durdum. Üzüldüm tabii. Osimhen gibi bir oyuncunun eksikliği kolay kapatılır mı?
Ama sonra cevabı verdim:
“Osimhen yok ama Batrakov var!”
Şimdi diyeceksiniz ki yine mi Batrakov?
Evet, yine Batrakov!
Artık bu çocukla ilgili ne söylesem az. Öyle ki benim Batrakov sevgimi bilen herkes, çocuk gol attığında beni arıyor.
“Seninki yine attı!”
Arkadaşlar, biliyorum! Ben de izliyorum zaten!
Ama bu maçın benim için ayrı bir güzelliği vardı.
Geçen yazımda bahsetmiştim. Sevgili teyzem Sanem Alkibay yaklaşık bir senedir Ali Sami Yen'e gelecekti. Her seferinde bir şey çıktı, bir türlü kısmet olmadı.
Nihayet teşrif ettiler!
Annemle birlikte geldiler. Gerçi maçı ayrı yerlerde izledik ama olsun. Onların da bu atmosferi yaşamaları benim için çok güzeldi.
Yalnız İstanbul trafiği sağ olsun, stada yaklaşık on dakika geç kaldım.
Maçı izlemeye başladığımda ilk birkaç dakika hangi yarı sahaya baktığımı şaşırdım desem yeridir!
Galatasaray'ı rakip kaleye yerleşmiş görmeyi beklerken Amedspor'un ciddi ciddi üzerimize geldiğini gördüm.
Hakkını teslim edelim, Amedspor gerçekten iyi bir takım. Boşuna zirve yarışında değil. İstekli, cesur, mücadeleci…
Nitekim maç boyunca bizi epey zorladılar.
Ama gelelim benim çocuğa…
Batrakov!
İlk yarının uzatma dakikalarında sağ taraftan öyle bir vuruş yaptı ki…
Top neredeyse sıfırdan kaleye gitti.
Ben yine aynı şeyi söyledim:
“Ya oğlum, öyle mi vurulur o top!”
Bir baktım…
GOL!
Kalecinin müdahalesiyle ağlara giden o top, resmî kayıtlara kendi kalesine gol olarak geçmiş olabilir. Ama o pozisyonun mimarı Batrakov'du.
Geçen Stuttgart maçında da benzer bir vuruşa kızarken gol olduğunu fark etmiş, sevinirken dizimi çarpmıştım.
Bu kez hazırlıklıydım.
Diz sağlam, Batrakov bildiğiniz gibi!
Ama o gol beni yıllar öncesine götürdü.
1999 yılında Viyana'da oynanan Rapid Wien–Galatasaray maçına…
Hagi'nin o unutulmaz golünü, futbol aklını, hiç beklenmeyen anda yaptığı şeylerle bizi şaşırtmasını hatırladım.
Batrakov'un vuruşu da bende aynı hissi uyandırdı.
Ben bu çocuğu Hagi'ye benzetiyorum derken boşuna söylemiyorum.
Elbette Hagi olmak kolay değil. Ama Batrakov'un oyununda o zekânın, o cesaretin ve beklenmeyeni yapabilme yeteneğinin izlerini görüyorum.
Üstelik daha 21 yaşında!
Bir de annemin Batrakov meselesi var.
Annem stada gelirken yoldaydı. Gol haberi gelince Batrakov'un attığını zannetmiş. Bir yandan sevinmiş ama bir yandan da üzülmüş.
“Ben onun golünü statta görmek, Kalinka'yı tribünde dinlemek istiyordum!” dedi.
Annemin kalbi temizmiş.
Çünkü Batrakov ikinci yarıda bir gol daha attı!
Böylece annem de teyzem de o tribün coşkusunu, Kalinka'yı ve Batrakov sevincini doyasıya yaşadı.
Bana sorarsanız gecenin en güzel taraflarından biri de buydu.
Gelelim maçın diğer tarafına.
Rafael Leão'nun golüyle erken öne geçtik. Devreyi iki farklı üstünlükle kapattık. Batrakov'un ikinci yarıdaki golüyle fark üçe çıktı.
Her şey çok güzel gidiyor derken…
Amedspor iki golü peş peşe buldu!
İşte burada Galatasaray'ın son haftalarda gösterdiği gelişimin önemli olduğunu düşünüyorum.
Eskiden böyle anlarda takımın dengesi bozulurdu. Bir gol yediğimizde ikincisinin geleceğini hisseder, telaşa kapılırdık.
Bu kez oyundan tamamen kopmadık.
Barış Alper çıktı sahneye, kafayı vurdu ve dördüncü gol geldi.
Ama son dakikada üçüncü golü de yedik.
Dört gol atıp üç gol yemek, görmezden gelebileceğimiz bir mesele değil.
Özellikle Avrupa'da bu kadar rahat gol yeme lüksümüz yok. Okan Hoca'nın bu savunma zaaflarına mutlaka çözüm bulması gerekiyor.
Yine de güzel olan şu: Galatasaray artık zorlandığında mücadeleden vazgeçmiyor. Galibiyeti korumak için yeniden reaksiyon gösterebiliyor.
Osimhen yoktu.
Elbette eksikliğini hissettik. Ona da geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. Bir an önce sağlığına kavuşsun.
Ama bu takımın artık tek bir futbolcuya bağlı olmaması gerekiyor.
Batrakov var. Barış Alper var. Leão var. Sahneye çıkabilecek başka oyuncularımız da var.
Ve en önemlisi, sahada birbirine inanan bir takım var.
Okan Hoca'ya güvenim devam ediyor. Hem eksikleri göreceğine hem de bu takımı daha iyi bir noktaya taşıyacağına inanıyorum.
Bu arada Sanem teyzeme de ayrıca teşekkür ediyorum. Bir senelik bekleyişin ardından nihayet Ali Sami Yen'de buluştuk. Annemle birlikte nice güzel maçlar, nice şampiyonluklar görelim inşallah.
Sonuçta kazandık, liderliğimizi sürdürdük ve milli araya üç puanla girdik.
Ama bu maçtan benim aklımda iki şey kalacak.
Biri, savunmada hâlâ çözmemiz gereken sorunlar.
Diğeri ise annemin maç öncesindeki endişesine verdiğim cevap:
“Osimhen yok ama Batrakov var!”
Ve sana da son bir sözüm var çocuk…
Batrakov… Senin yerin bende ayrı!