Uzun zamandır bir Galatasaray maçını bu kadar rahat, bu kadar stressiz, bu kadar keyifle izlememiştim.

Konyaspor karşısında güle oynaya kazandık. Hem de 4-0!

Hani bazen maç izlerken insanın içi içine sığmaz, sürekli diken üstünde oturur ya… Bu kez öyle olmadı. Galatasaray oynadı, biz keyfini çıkardık.

Önce Osimhen'den başlayalım.

Hani derler ya, her çocuk kısmetiyle gelir… Osimhen'in ikinci çocuğu da kısmetiyle geldi. Hem de babasının golünü beraberinde getirerek! Böyle bir golcünün çocuğunun genetik kısmeti de gol olur herhalde.

Allah analı babalı büyütsün. Eşiyle, iki çocuğuyla birlikte sağlıklı, huzurlu, mutlu bir ömür versin. Çünkü Osimhen benim gözümde yalnızca çok büyük bir futbolcu değil, aynı zamanda çok özel bir insan.

Egosuz, kendisiyle barışık, mütevazı… Bunu neden söylüyorum?

Galatasaray'a gelişinin ardından yaşanan bir olayı hatırlıyorum. Binlerce taraftar, büyük bir kalabalık… Osimhen fotoğraflar çektiriyor, imzalar veriyor. Artık aracına binmiş, ayrılacak. Ama bir anda duruyor. Kalabalığın arasında engelli bir çocuğu fark ediyor. Araçtan iniyor, yanına gidiyor, sarılıyor. Üstelik ailesine telefon numarasını verip kendisiyle iletişime geçmelerini istiyor.

Bir de bizzat gözümün önünde yaşanan başka bir olay var. Bir maçta Osimhen'in uzaktan çektiği şut, rakip kalecinin bileğini incitmişti. Çocuk yerde acıyla kıvranıyordu. Osimhen oyunu, maçı, her şeyi bırakıp kalecinin yanında bekledi. Ayağa kalkana kadar ayrılmadı. Sonra sarıldı, öptü.

İşte bazı futbolcular attıkları gollerle, bazıları da insanlıklarıyla iz bırakır. Osimhen ikisini de yapıyor.

Neyse, gelelim bizim çocuklara…

Aleksey Batrakov yine sahneye çıktı.

Bu kez ligde de golünü attı. Bu çocuğun bende neden bu kadar ayrı bir yeri var, gerçekten bilmiyorum. Ama her güzel hareketinde, her başarısında ayrı seviniyorum.

Rafael Leão ise muhteşemdi.

Hatta maçın ilk 15 dakikasını kaçırdım. Babama sordum: “Baba, nasıl oynuyoruz, ne oluyor?” Cevabı çok netti: “Leão muhteşem oynuyor!”

Demek ki yavaş yavaş beklediğimiz performansına kavuşuyor.

Hazır babamdan söz açılmışken küçük bir parantez açayım.

Benim babam eskiden maç izlemezdi. Beşiktaşlıydı ama öyle fanatik bir Beşiktaşlı da değildi. Hani bir takım tutmak gerekiyorsa Beşiktaşlıydı. Sonra benimle maç izleye izleye… Bir baktık, birlikte Galatasaray maçlarını izlemek bizim baba-oğul geleneğimiz olmuş. Şimdi maç günleri ayrı bir keyif. Beraber heyecanlanıyoruz, beraber seviniyoruz. Bazen de birbirimize takılıyoruz. İyi ki varsın babacığım. Nice maçlara, nice şampiyonluklara!

Gelelim yeniden sahaya.

Rafael Leão'nun golle buluşması,

Batrakov'un ligde golünü atması, Sane'nin katkısı…

Ve Yunus Akgün!

O nasıl goldü öyle?

On numara, beş yıldız! Bazı golleri uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. İzlersin, bir daha izlersin, sonra bir daha…

Yunus'un golü tam olarak öyleydi.

Elbette maçta hiç mi konuşulacak bir şey yoktu? Vardı.

Osimhen'i bazı pozisyonlarda epey hırpaladılar. Açıkçası bu kadar sert müdahaleye rağmen kart çıkmamasına şaşırdım. Neyse ki sakatlanmadı. Batrakov'un bir ara belini tutması da yüreğimi ağzıma getirdi. Çok şükür korktuğum olmadı.

Bir de Konyaspor'un çizgiden çıkarılan pozisyonu var.

Eren Elmalı'nın oradaki refleksi gerçekten müthişti. Şimdi bazıları çıkıp “Eline çarptı, penaltı olmalıydı” diyebilir. Ama top yerden, çok yakın mesafeden geliyor. Eren'in kolu doğal konumunda.

Ne yapsın çocuk, kolunu ağzına mı soksun?

Bence penaltı değildi.

Ama bütün bunları bir kenara bırakalım.

Bu maçta benim en çok hoşuma giden şey,

Galatasaray'ın sahadaki huzuruydu. Takım mutlu. Oyuncular birbirleriyle iyi anlaşıyor. Sahada bir arkadaşlık, bir güven, bir aile havası var. Ve bu ortam kendiliğinden oluşmuyor.

Buradan bir teşekkür etmek istiyorum.

Ama yalnızca Konyaspor karşısındaki galibiyet için değil.

Bir takımın huzur içinde sahaya çıkabilmesi, rahat yolculuk yapabilmesi, tesislerinde kendisini evinde hissetmesi, oyuncuların kafalarında başka hiçbir mesele olmadan futbola odaklanabilmesi büyük bir organizasyonun eseri.

Çaycısından top toplayıcısına, masöründen otobüs şoförüne, güvenlik görevlisinden kulüp çalışanlarına kadar bu ortamın oluşmasında emeği olan herkesin yüreğine sağlık.

Bu vesileyle Abdullah Kavukcu'ya da ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Osimhen'in ikinci çocuğunun doğumunda ailesinin yanında daha fazla vakit geçirebilmesi için özel uçağını tahsis etmesi bunun çok güzel bir örneği.

Ama mesele yalnızca Osimhen değil.

Bir futbolcunun özel bir günü olduğunda, acil bir ihtiyacı çıktığında ya da zor bir dönemden geçtiğinde, hiçbir karşılık beklemeden onun huzurunu ve mutluluğunu düşünebilmek çok kıymetli.

Çünkü futbolcuların tek düşünmesi gereken şeyin futbol olmasını sağlayan bu yaklaşım, sahadaki başarı kadar değerli.

Abdullah Kavukcu'ya, başkanımıza ve Galatasaray ailesinin huzuru için perde arkasında çalışan herkese teşekkür ediyorum.

Ve elbette Okan Hoca…

Bu takımın yalnızca oyununu değil, birbirine olan bağlılığını da geliştirdin.

Başarı yalnızca taktik tahtasında başlamıyor. Bazen soyunma odasındaki bir gülümsemede, bazen oyuncuların birbirine sarılmasında başlıyor.

Okan, seni seviyoruz!

Şimdi önümüzde Şampiyonlar Ligi var.

Salı günü Stuttgart karşısında ikinci galibiyetimizi alıp altı puana ulaşacağımıza inanıyorum.

Bu takımın hem futboluna hem de birlikteliğine güveniyorum.

Osimhen, sen zaten tartışılmazsın. ,

Batrakov.... Senin yerin bende ayrı çocuk!