Barcelona maçından sonra Okan Hoca’ya bir şey sormuştum:

“Kasımpaşa maçı kriter olmamalı hocam.”

Barış Alper sağ bekte iyi oynadı diye Barcelona karşısında aynı şeyi denemenin doğru olmadığını düşünmüştüm.

Şimdi hakkını teslim edelim.

Lille, Kasımpaşa değil. Lille ölçüdür.

Ve Galatasaray bu ölçüyü geçti.

Hem de sıradan bir galibiyetle değil…

Daha 65. saniyede Yunus Akgün golü attı. Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi tarihindeki en erken golü.

Maça bundan iyi başlayamazsın.

Ama Lille beraberliği buldu.

Yetmedi, 2-1 öne geçti.

İşte maç benim için tam o anda başladı.

Çünkü Barcelona maçından sonra en çok neyi eleştirmiştim?

Galatasaray’ın kırılmasını.

Bir gol iptal edilmiş, takımın bütün psikolojisi dağılmıştı.

Bu kez öyle olmadı.

2-1 geriye düştük ama takım “Eyvah” demedi.

Tam tersine ayağa kalktı.

Sahneye yine Batrakov çıktı.

Artık Batrakov için parantez açmayacağımı söylemiştim.

Çünkü paranteze sığmıyor çocuk!

Üstelik yalnızca gol atmıyor; oyunu bağlıyor, doğru koşuları yapıyor, topu doğru zamanda çıkarıyor.

“Bu çocukta başka bir şey var” derken boşuna söylemiyormuşum.

Biraz yetenek avcılığı kontenjanımı kullanmama izin verin artık!

Devreye 2-2 girdik.

İkinci yarıda ise bambaşka bir Galatasaray vardı.

Torreira’nın ön direğe koşup kafayı vurduğu pozisyonda üçüncü gol geldi.

Ardından Batrakov’un başlattığı atak, Barış üzerinden Osimhen’e ulaştı.

Ve Osimhen…

Onunla ilgili söyleyecek yeni bir şeyim yok.

Kredisi bende zaten sınırsıza yakın.

Eski takımına karşı çıktı, golünü attı ve fişi çekti.

4-2.

Barış Alper’e de hakkını verelim.

İlk golün hazırlığında vardı, Osimhen’in golünde asist yaptı.

Ben Barış’ın sağ bekte kullanılmasını eleştirdim; Barış’ı değil.

Doğru yerde oynadığında bu çocuğun Galatasaray’a ne kadar enerji kattığını bir kez daha gördük.

Sallai konusunda da Okan Hoca bu kez onu sağ bekte başlattı.

İlk Lille golünde sıkıntı yaşadı, doğru.

Ama Batrakov’un golünde rakibini geçip yaptığı ortanın da hakkını teslim etmek gerekir.

Ve gelelim Sane’ye…

“Biraz kes hocam” demiştim.

Kesti.

76’da oyuna girdi.

Bazen büyük oyuncuyu dinlendirmek ceza değil, hem ona hem takıma iyilik yapmaktır.

Bu maçın benim için en önemli tarafı dört gol değil.

Karakter.

Galatasaray öne geçti, yakalandı, geriye düştü.

Ama dağılmadı.

Bir gol iptal olduğunda takımın elektriği kesilmedi. 2-1 geriye düştü, sigortayı kaldırıp yoluna devam etti.

Şampiyonlar Ligi’nde mesele zaten budur.

Hiç düşmemek değil…

Düştüğünde ayağa kalkabilmek.

Kasımpaşa ölçü değildi; Lille ölçüydü ve Galatasaray, karakterini ortaya koyarak bu kez yalnızca ölçüyü geçmedi, boyunun ne kadar büyük olduğunu da gösterdi.