Konyaspor maçından sonra yazmıştım. Galatasaray artık güle oynaya kazanıyor, takımın sahadaki huzuru ve özgüveni her geçen gün artıyor diye.
Stuttgart karşısında da aynen öyle oldu.
Üstelik karşımızda Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk üç maçında yenilgi yüzü görmemiş, iki ga
libiyet ve bir beraberlikle İstanbul'a gelmiş bir Alman takımı vardı.
Dördüncü maçından da namağlup çıkmak istiyordu.
Olmadı. Batrakov izin vermedi!
Artık bu çocuk hakkında ne söyleyeceğimi şaşırdım.
Aleksey Batrakov…
Batrakov, Batrakov, Batrakov!
İş öyle bir noktaya geldi ki benim Batrakov sevgimi bilen herkes, çocuk gol atınca beni aramaya başladı.
“Seninki yine attı!”
Biliyorum arkadaşlar, biliyorum! Ben zaten ekranın başında sizden önce seviniyorum!
Ama ikinci golde biraz farklı bir şey yaşadım.
Davinson'un pasıyla ceza sahasına girdi. Vuruşunu yaptı. Ben kalecinin bacaklarıyla topu sıkıştırıp kurtardığını zannettim.
Hatta sinirlendim.
“Ya böyle mi vurulur o top!” diye söylenirken bir baktım…
Gol olmuş!
Bir yandan söyleniyorum, bir yandan gole seviniyorum. O kadar saçma bir pozisyonda yakalandım ki sevinirken dizimi de bir yere çarptım!
Batrakov, evladım, sen gol atacaksın diye bir gün evin içinde sakatlanacağım!
Şakası bir yana, bu çocukta çok başka bir futbol aklı var.
Barcelona maçından önce de söylemiştim. O maçla birlikte kendisini daha fazla göstermeye başlayacağını, potansiyelini hepimizin göreceğini düşünüyordum.
Şimdi yavaş yavaş o ışığı daha net görüyoruz.
Hagi…
Evet, benim aklıma gelen isim bu.
Mertens benzetmesi yapanlar var. Mertens'e eyvallah. Galatasaray'a çok şey katmış, büyük bir futbolcu.
Ama ben Batrakov'da yalnızca Mertens'i değil, Hagi'yi hatırlatan o oyun zekâsının izlerini de görmeye başlıyorum.
Yanlış anlaşılmasın, henüz Hagi oldu demiyorum. Ama topa dokunuşunda, karar verme hızında, hiç beklenmeyen yerde çözüm üretmesinde özel bir şey var.
Ve en güzeli ne biliyor musunuz?
Bu çocuk henüz 21 yaşında!
Daha ne kadar gelişebileceğini düşünmek bile heyecan verici.
Osimhen'e de bir parantez açalım.
Bu kez gol atmadı diye hiçbir şey değişmez. İkinci çocuğunun dünyaya gelmesinin mutluluğunu yaşıyor. Sahada daha rahat, daha keyifli bir görüntüsü vardı. Üzerine düşeni yaptı, takım kazandı.
Benim iki kişiye kredim sonsuz.
Biri Okan Buruk, diğeri Victor Osimhen.
Bunun altını bir kez daha çiziyorum.
Gelelim hakem kararlarına…
Maçın başında Osimhen'e yapılan müdahale bana göre hem penaltı hem de kırmızı kart olarak değerlendirilebilirdi. Sallai'ye yapılan sert müdahale de ayrıca tartışılır.
Ama burada yıllar önce öğrendiğim bir şeyi hatırlatmak istiyorum.
Eskrimdeki hocam, antrenörüm ve mentorum Serkan Kavzan'a buradan sevgilerimi gönderiyorum.
Eskrim yapmaya başladığım ilk dönemlerde bana söylediği, o günden beri aklımdan çıkmayan bir sözü vardı:
“Beş tuş kendin için, beş tuş hakem için, beş tuş rakibin için alacaksın ki o beş tuşu almış olacaksın.”
Eskrimde bir maç beş tuş üzerinden oynanıyorsa, yalnızca beş tuşluk mücadele etmek yetmez. Öyle üstünlük kuracaksın ki ne rakibin ne de hakemin kararı seni sonuca ulaşmaktan alıkoyabilecek.
Ben bu sözü yalnızca eskrimde değil, hayatın pek çok alanında kendime rehber edindim.
Futbolda da biraz böyle bakıyorum.
Şampiyonlar Ligi'nde hakem kararlarını elbette eleştirebiliriz. Hatalı kararları konuşuruz, tartışırız. Ama önce sahada işimizi yapacağız. Oyunumuzla, mücadelemizle ve attığımız gollerle sonuca ulaşacağız.
Galatasaray da bunu yaptı.
İki golünü attı, oyununu oynadı, kazandı.
Üstelik Stuttgart gibi namağlup gelen bir rakibe karşı.
Konyaspor maçından sonra hissettiğim o takım huzuru burada da devam etti. Birbirini tamamlayan, ne yaptığını bilen, kazanmaya alışan bir Galatasaray izliyoruz.
Şimdi sırada Amedspor var.
Cumartesi günü Ali Sami Yen'deyiz.
Bu sezon Süper Lig'e yükselen, puan tablosunda hemen arkamızda bulunan ve kolay lokma olmayacağını gösteren bir rakipten bahsediyoruz. Kıran kırana bir maç bekliyorum.
Neyse ki ilk karşılaşma bizim evimizde.
Ben de her zamanki gibi tribündeki yerimde olacağım.
Ama bu kez benim için maçın ayrı bir güzelliği daha olabilir.
Sevgili teyzem Sanem Alkibay yaklaşık bir senedir “Geleceğim, geleceğim” diyor ama bir türlü kısmet olmadı.
İnşallah bu cumartesi nihayet teşrif eder!
Annem de gelirse üçümüz için şahane bir Ali Sami Yen akşamı olacak. Bir yanda Galatasaray, diğer yanda ailem… Bundan daha güzel bir hafta sonu programı düşünemiyorum.
Hem teyzeme o tribün atmosferini yaşatmak hem de annemle birlikte güzel bir galibiyet kutlamak isterim.
Tabii Galatasaray da bize güzel bir futbol ve üç puan hediye ederse değmeyin keyfimize!
Ama önce Stuttgart gecesinin tadını çıkaralım.
Çünkü Galatasaray yalnızca üç puan daha kazanmadı. Takım olma yolunda attığı adımların Avrupa'da da karşılık bulduğunu gösterdi.
Okan Hoca, sana güvenimiz sonsuz.
Osimhen, senin kredin zaten bitmez.
Ve Batrakov…
Senin yerin bende ayrı çocuk!
Ama bir dahaki gole sevinirken dizime biraz dikkat edeceğim!