Ege Saati/Turgay Kılıç--İzmir'in en önemli sahil kıyıları ve halk plajları belirli özel şirketlerin himayesine giriyor. Oysaki bu kıyılar kamuya ait olduğu gibi kontrolü ve denetimi kamu kurumlarıyla yerel yönetime ait. Sahil kesimine ufak işletmeler kuran şirketler; Anayasa'nın 43. maddesiyle Kıyı Kanunu'nun 5. maddesini delerek kendi özel işletmesine alıyor ve denize girmek isteyen halktan 'kişi başı hafta sonu 500 ila hafta içi 800 ve 1000 TL değerinde değişen ücretlere göre giriş ücreti' alıyor. Bu ücretin de 'şezlong ücreti' adı altında alındığı ifade ediliyor.

İşletmeler için şartname

Ayrıca 'Kıyıların kiraya verilmesi' konusunda yer alan yönetmelik, 'Kıyılar özel bir kiralama yönetmeliğine tabii olmayıp, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümleriyle düzenlenmiştir. Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyete konu olamaz ve Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik esas alınır' ile kiraya verilir. Bu da bakanlığın verdiği talimatlar doğrultusunda 'şezlongun nereye konacağı, büfenin nerede olacağı, çitlerin çekilmemesi ve 6 metrekarelik kapalı alanın olması gerektiği' gibi yükümlülüklere uyulmasıyla şartıyla kiraya veriliyor.

Burada 'Kıyılar herkesin eşit ve serbest kullanımına açıktır' ibaresiyle kamuya açık olduğu, 'kiracı kıyı alanına duvar, tel veya çit çekerek halkın geçişini ve sahilden yararlanmasını engelleyemez' şartı ve de 'kıyı ve sahil şeridindeki kiralama işlemleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (Milli Emlak) denetiminde yürütülür' şartı uygulanıyor.

Sorumluluk yurttaşa yükleniyor

Halka ait bir plaj ve deniz; giriş ücretlerinin alındığı bir alana dönüşüyor, tüm sorumluluk yurttaşın üzerine bırakılıyor. Bir yurttaş ise 'Sahile ve denize tatil yapmak, hafta sonunu keyifli geçirmek için geldiğim bir yerde içeri alınmayıp denizi kullanamıyorsam, yetkilinin görevini yapması lazım. Ben işletme sahibiyle kavga edeceksem, polisin veya devletin varlığının ne önemi var' diyerek sitem ediyor.

Altındağ trafiğine büyük neşter
Altındağ trafiğine büyük neşter
İçeriği Görüntüle

Yine İzmir'in çeşitli kıyı kenarlarında ve denizinde tatil yapan bir başka yurttaş ise; 'Birçok işletme bulduğu her koyu, kıyı bölgesini işgal etmiş. Ben, bana en yakın yere gitmek istesem, türlü işletmelerle karşı karşıya kalıyorum. En uzak yere de gitsem yine bir başka işletmenin işgalinden denize giremiyorum. Bazen de denize girmek isterken, denize giremeden dönüyoruz. Ben şikayet etmeden denetimler yapılarak bu işe son vermeleri gerekirken; işletme sahibiyle kavga etmem isteniyor. Şikayet edeceksem, kanunlar, yasalar neden var?' diyor.

'Yetkililer baskı olmadan görevini yapmalı'

Ayrıca Avukat Seher Gacar, kıyı şeridi işgalinde yurttaşın yaşadığı işgal ve rahatsızlığa ilişkin öncelikli olarak devletin ve yerel yönetimin buna mani olması ve yurttaşın bu sorumluluğa almaması gerektiğine dikkati çekerek 'Bakanlık ve belediyenin kamuoyu baskısı olmadan görevlerini yapmaları gerekiyor. Ancak bu işgal krizi vatandaşa yükleniyor. Vatandaş giriş ücreti ödemeyip içeri alınmasa; polis veya jandarmayı çağırması isteniyor. Kimse tatil gününde karakolluk olmak ister ki?' dedi.

'Ruhsat veriliyor ama...'

Yetkililer ise yurttaşın şikâyeti üzerine harekete geçtiğini belirtse de çevreciler, bu duruma karşılık sık sık basın açıklamaları yapıyor, bildiriler dağıtıyor; ancak yurttaşın şikâyeti olmadan harekete geçip denetim yapılmıyor.

Yerel yönetimler ve bakanlığın denetim yapmadığına dikkati çeken avukat Seher Gacar, yerel yönetimlerin, özel işletmelere 'işyeri açma ve çalışma ruhsatı'nı; bakanlığın verdiği 'şartname'ye göre verdiğini belirtiyor. Gacar, 'Bu şartlara uyulmadığı hususunda denetimler yapılsa, her şey ortaya çıkar ve o işletmeler kapanır. Ancak denetimler yapılmıyor' dedi.

Plajı temizleyen oraya çöküyor

Çeşme Yarımada Çevre Derneği Başkanı Ahmet Güler, 'Özel işletmeler, 'Biz burayı temizledik' diyorlar. Her bölgeyi temizleyen insan oraya sahip olmaya kalkarsa, bu ülkenin hukuku ne güne duruyor? Devletin adalet mekanizması ciddi oranda çalışması lazım. Bu kısır döngü, her yaz sezonunda tüm Türkiye'de halk ile işletmecilerin birbirine girmesine yol açıyor. Korkunç usulsüzlükler, işgaller ve ihmaller yapılıyor' dedi.

Yasal ihlaller

Bir diğer nokta ise 'kıyı kenar çizgisi.' Çevreciler, işletmelerin 3621 sayılı Kıyı Kanunu 5. Maddesinde yer alan 'kıyıların devletin hükmü altında olduğunu, herkesi eşit yararlandığını ve kamu yararının esas alındığını belirtir. Ayrıca bu kanunda kamu yararı 50 metre kuralı yer alır. Bunun üzerine Anayasa'nın '43. maddesinde belirtildiği gibi 'Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir' maddesine aykırı hareket ediliyor.

Yaklaşık 25 halk plajı şirketlerin elinde

Ahmet Güler, 'İzmir genelinde en az 25'e yakın plaj bulunuyor' diyerek bu plajların devlet tarafından işletilmediğini, özel şirketlerin işlettiğine değindi. Ayrıca 'belediyenin de kendine verilmiş tesisleri, kiralama imkanları olduğunu' belirten Güler, 'En vahim olanı, devlete ait plajlarda; halkın girişi o kadar engellenmiyor veya fiyatlar, giriş ücretleri böylesi diğer özel şirketlerin yaptığı gibi yüksek değil' şeklinde dile getirdi.

Bakanlıklar ilgilenmiyor

Ahmet Güler, ayrıca bu işletmelerin hukuka aykırı nasıl kolayca hareket ettiklerini anlatırken, ilgili çevre ve şehircilik ile turizm bakanlıklarının gelen şikayetleri dikkate almadığından yakındı:

'Bu günü birlik turizm tesislerinde, çevre ve şehircilik bakanlığı tarafından yaptıkları kira kontratlarında, devlete ait bir koyu günübirlik dinlenme tesisleri yapma hakları var. Günübirlikte dinlenme tesisi 6 metrekare büfe, kapalı kutuda alkol satışı yapılması lazım. 20 metrekarelik de teras hakları var. Bunun dışında denizin içine tonozları koyup üzerine rıhtımlar döşeyerek müzikli bir eğlence yeri yapmak yasak. Denizin içine girdikleri anda liman müdürlüğünden ve sahil muhafıza komutanlığından izin almanız gerekiyor. Tamamen yasadışı. Biz bunları mahkemeye veriyoruz, kaldırma kararını alıyoruz; ama ne yazık ki turizm bakanlığı ve çevre bakanlığının yeterli personeli olmadığı belirtilerek ilgilenmiyorlar.'

Kaynak: RSS