Aslında en son söyleyeceğim sözü en başta söyleyeyim:
Eğer Galatasaray’ın rakibiyseniz, istediğiniz kadar gol atabilirsiniz. Bir atın, iki atın, hatta fırsatını bulursanız daha fazlasını atın… Çünkü Galatasaray, günün sonunda bir fazlasını atıp o sahadan galip ayrılmanın bir yolunu buluyor.
Başakşehir karşılaşması da bunun son örneğiydi.
Maçın bazı bölümlerinde Galatasaray’ın oyunundan memnun kalmadım. Hatta zaman zaman takımın ipleri rakibine teslim ettiğini, savunmada ciddi açıklar verdiğini gördük. Ancak sarı-kırmızılıların son yıllarda kazandığı çok önemli bir özellik var: Bu takım oyundan düşse bile maçtan düşmüyor.
Skor ne olursa olsun geri dönüyor, ayağa kalkıyor ve son sözü söylemek için son düdüğe kadar bekliyor.
Osimhen’li ve Osimhen’siz Galatasaray
Galatasaray’ın bugün iki farklı hâli var: Osimhen’li Galatasaray ve Osimhen’siz Galatasaray.
Aradaki farkı tarif etmek için biraz hayatın içinden örnek vermek gerekiyor. Bazı insanlar vardır; normal hâllerinde son derece sakin, iyi niyetli ve ölçülüdürler. Fakat iki duble içtikten sonra içlerinden bambaşka biri çıkar.
Galatasaray’ın durumu da buna benziyor.
Osimhen sahadayken takım daha saldırgan, daha özgüvenli ve daha kararlı oynuyor. Rakip savunmanın dengesi bozuluyor, takım arkadaşlarının iştahı artıyor. Osimhen çıktıktan sonra ise Galatasaray’ın bütün oyun ritmi değişiyor. Hücumdaki tehdit azalıyor, takımın özgüveni geriliyor ve oyun gereksiz bir telaşa dönüşüyor.
Bu nedenle Osimhen’e yalnızca bir futbolcu gibi bakılmamalı. O, Galatasaray’ın hücum planının merkezi, takımın enerjisi ve rakip savunmalar üzerindeki psikolojik baskısıdır.
Okan Buruk’tan sağlık ekibine, kulüpte görev yapan herkesten saha kenarındaki top toplayıcı çocuklara kadar herkesin Osimhen’e gözü gibi bakması gerekiyor. Hatta ‘gözü gibi’ demek bile yetersiz kalabilir. Çünkü bugün Galatasaray’ın sahadaki en kıymetli şeyi, Osimhen’in sağlığıdır.
Batrakov–Osimhen Uyumu
Aleksey Batrakov ile Osimhen arasında kısa sürede çok özel bir uyum oluştuğunu düşünüyorum. Özellikle maçın ilk bölümlerinde bu ikilinin birbirini ne kadar iyi tamamladığını gördük.
Batrakov’un oyun görüşüyle Osimhen’in hareketliliği birleştiğinde, ortaya rakip savunmalar için çözülmesi son derece zor bir denklem çıkıyor. Ancak Batrakov’un üzerine şimdiden gereğinden fazla yük bindirilmemeli.
Osimhen çıktıktan sonra oyuna tam anlamıyla adapte olamaması bir sorun değil. Henüz yeni bir takımın, yeni bir düzenin ve büyük beklentilerin içerisinde. Zamana ihtiyacı var. Doğru kullanıldığında Galatasaray’a çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Kırmızı Kart ve Kirvemin Yorumu
Kırmızı kartla ilgili ilk refleksim, ‘Yine Galatasaray’ı bir kırmızı kart kurtardı’ demekti.
Fakat maçın bitimiyle birlikte çok sevgili Enver Sülük’le, namıdiğer kirvemle, her karşılaşmanın ardından yaptığımız maç kritiğine başladık. Kirvem meseleyi başka bir yerden okuyunca ben de kendi ilk cümleme yeniden baktım.
‘Galatasaray’ın imdadına kırmızı kart yetişti’ demek yanlış bir yorum olur.
Çünkü Galatasaray bu karşılaşmada yine savunmada fazlasıyla kırılgan, oyunun bazı bölümlerinde ise kontrolsüzdü. On kişi kalan Başakşehir bile Galatasaray’a bu kadar sorun çıkardıysa, daha formda, daha diri ve daha cesur bir Başakşehir’in verebileceği hasarı düşünmek gerekiyor.
Belki kırmızı kart Galatasaray’ın önünü açtı; belki de Başakşehir’i daha ağır bir mağlubiyetten korudu. Fakat değişmeyen gerçek şu: Galatasaray yine ateşle oynadı ve bu defa da yanmadan sahadan çıkmayı başardı.
Leao ve Sara’nın Mesajı
Rafael Leao sahaya girdikten sonra ne kadar özel bir oyuncu olduğunu kısa sürede gösterdi. Kendisine alan bulduğu anda adeta ‘Ben buradayım’ dedi.
Leao ile Osimhen aynı anda sahada olduğunda nasıl bir hücum gücü ortaya çıkacağını şimdiden merak ediyorum. Bu iki oyuncu arasındaki uyum sağlanabilirse, Galatasaray’ın hücum hattı yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa’da da ciddi bir tehdit hâline gelir.
Gabriel Sara’nın son dakikadaki vuruşu ise gecenin imzasıydı. Topun başına geçtiği anda zaman bir anlığına geriye sardı. O vuruş, Galatasaray taraftarına Hagi’nin serbest vuruşlarını, Ali Sami Yen’in eski gecelerini ve top ağlara giderken yaşanan o tarifsiz bekleyişi hatırlattı.
Sonuç olarak Galatasaray yine kusursuz oynamadı. Yine savunmada hatalar yaptı, yine rakibine umut verdi ve yine kendi taraftarının kalbiyle oynadı.
Ama kazandı.
Çünkü bu takımın çok tehlikeli bir alışkanlığı var:
Siz kaç gol atarsanız atın, Galatasaray bir fazlasını atmanın yolunu buluyor.