Kozmetik mi? Çılgınlık mı?

» Köşe Yazarları » Kozmetik mi? Çılgınlık mı?

Dr. Mustafa Torun

“İnsanoğlu sadece kendini korumak ve yaşamak istemez aksine asıl isteği daha da güçlü olmaktır.”
Friedrich Nietzsche

Nietzsche’nin sözlerine katılır mısınız onu bilemem…
Ama bu tümceye güçlünün yanına güzellik sözcüğünü de ekleyebilir miyiz?

Gelelim dilimize Fransızcadan geçen Kozmetik sözcüğüne…
Bireyin daha çekici olmak, görünümüyle ilgili kendisinin ya da başkalarının dile getirdiği sorunlarını çözmek amacıyla kullanılan ürünleri, uygulanan bakım ve sağaltımı kapsayan bir anlayış olarak aktarabiliriz.

Yıllar önce Paracelsus; “Zehir Olmayan Madde Yoktur, Zehir ile İlacı Ayıran Dozdur” demiş. Acaba biz toplum olarak doz kavramını unuttuk mu? Kozmetik alanı da tamamen ticari mi oldu? Ölçüyü kaçırdık mı?

Türkiye’de sosyal medya fenomeni yani Türkçesi ile görüngesi olarak gündeme gelen Dİlan Polat ile başlayan ve ardından onlarca isme yönelik olarak başlatılan soruşturmalar ülke gündeminden maalesef düşmüyor.

Dilan Polat’ın cezaevine gönderilmesinin ardından, onun “Şampiyonlar Ligi” paylaşımını yaptığı kişiler hakkında da incelemeler yapılmıştır. Bu isimler en fazla güzellik merkezleriyle gündeme gelmiştir. Pek çok yerde açılan güzellik merkezlerinin sayısı Esnaf Odaları’nın verilerine göre 40 bini bulmuştur. Kayıtlı olmayanları da hesaba katarsak bu sayı en az iki misli olduğunu tahmin edebiliriz.

2018 yılında Türkiye’de esnaf ve sanatkarlar odalarına kayıtlı 75 bin 397 kozmetik alanda iş yapan esnaf bulunuyor. Kuaför salonları ve berberler hariç, yaklaşık 40 bin güzellik salonu faaliyet göstermekte olduğunu anımsatalım. Bu salonlarda ortalama olarak yaklaşık 3 kişi çalıştığını vurgulayalım.

Güzellik merkezlerinin açılması için ortalama 300-500 bin Türk Lirası arasında bir ücretle güzellik merkezi açılabilimektedir. İnternet sitelerinde onlarca güzellik merkezi ilanı olduğunu basit bir tarama ile anlayabilirsiniz.

Türkiye’de 2020 yılında yaklaşık yüzde 38’i cerrahi olmak üzere toplam 945 bin 477 işlem yapılmış. Cerrahi işlemlerde en yaygın ilk üçte Burun Girişimi(ameliyatı), Yağ Aldırma ve Meme Büyütme’nin yer aldığını görüyoruz.

Türkiye’de kozmetik amaçlı girişimlerin yüzde 40’ı buruna ait , yüzde 15’i genç görünme amaçlı, yüzde 9,8’i toksin dediğimiz zehir maddesini iğne ile vücuda verme(enjeksiyonlar), yüzde 8,6’ı meme büyütme, yüzde 8,2’i yağ aldırma girişimleri olarak geçekleşmiştir.

Yazıya hazırlanırken konuyla ilintili olarak kozmetik amaçlı (Buna maalesef yanlış olarak estetik ameliyatlar deniyor. ) ameliyatlar yapan çok değerli hekim meslektaşlarıma konuyu aktardım. Özellikle Plastik Cerrahi ve KBB uzmanları çok dertliler. Özetle önüne gelenin, hatta ilgili ilgisiz her meslekten insanın ticari amaç güderek, esnaf ruhsatıyla işlem yaptığını, denetimlerin sağlık otoritesince yapıl(a)madığını, kuaför salonlarının güzellik amaçlı salonlara dönüştüğünü belirtmişlerdir. Bu konudan en çok hekimlerin mağdur olduğunu, TTB’nin bu çarpık yapılaşmaya el atması gerektiğini dile getirmişlerdir.

Maalesef Küresel Anamalcı anlayış sağlığı alınır satılır mal haline getirdiği gibi, güzellik kavramını da metalaştırmış, Sağlık Turizmi adıyla olayı çirkinleştirmiştir. Güzellik on para etmez şekle dönüşmüştür.

Söyleyecek çok lafımız olsa da burada sıkıcı olmadan konuyu anlamlı bir Aşık Veysel ezgisi ile bitirelim.

Güzelliğin On Par’etmez
Bu Bendeki Aşk Olmasa
Eğlenecek Yer Bulamaz
Gönlümdeki Köşk Olmasa

Sevgilerimle…