Kazanmak Güzel, Uyutmak Tehlikeli
Ali Sami Yen RAMS Park'ta, Galatasaray mabedinde gece çok güzel bir 30 Ağustos Zafer Bayramı şöleniyle başladı. Tribünlerde bayraklar, marşlar, coşku... Daha top dönmeden gecenin ruhu belliydi.
30 Ağustos, bu milletin Büyük Taarruz'la zafere yürüdüğü gün. Rams Park'ta da gecenin futbol tarafındaki karşılığı belliydi: Galatasaray geri adım atmayacak, gerektiğinde kendi büyük taarruzunu yapacaktı. Nitekim maçın hikâyesi de biraz böyle yazıldı.
Galatasaray kazandı. Üç puan cepte. Ama bu maçı sadece "3-2 kazandık, yolumuza devam ediyoruz" diye okumak Galatasaray'a yakışmaz.
Çünkü bu takım artık yalnızca lig şampiyonluğunu düşünen bir takım değil. Hedef büyüdü. Avrupa diyoruz, Şampiyonlar Ligi diyoruz, büyük hayaller kuruyoruz. O zaman futbolumuzu da bu hedeflere göre değerlendireceğiz.
Göztepe maça cesur başladı. Alanları kapattı, Galatasaray'ın temposunu düşürdü ve golü de buldu. Aslında bu, sarı-kırmızılıların zaman zaman yaşadığı problemi bir kez daha gösterdi: Rakip kapanınca, merkezi daraltınca ve oyunun ritmini bozunca çözüm bazen gereğinden fazla aranıyor.
Ama işte sevdiğimiz Galatasaray tam burada ortaya çıkıyor.
Geriye düşüyor. Ayağa kalkıyor. Rakibin üzerine gidiyor. Ve maçı çeviriyor.
Davinson'un golüyle denge geldi. Sara sahneye çıktı. Osimhen ise zaten başka bir hikâye...
Ben artık Osimhen için "iyi santrfor" demeyi yetersiz buluyorum. Adam sadece gol atmıyor. Rakip stoperlerle boğuşuyor, savunmayı geriye yaslıyor, pres yapıyor, alan açıyor ve yanında oynayan herkesi daha tehlikeli hale getiriyor. Galatasaray'ın hücum hattındaki ağırlık merkezi değil sadece; rakibe verilen mesajın ta kendisi: "Bir saniye rahat bırakmam."
Gecenin benim için en dikkat çekici notlarından biri de Batrakov'du.
21 yaşında. Galatasaray formasıyla daha ilk adımlarını atıyor ama oyunun içine girmekten, sorumluluk almaktan çekinmiyor. Bir pozisyonda Gabriel Sara'ya topu nereye oynaması gerektiğini işaret etmesi bile futbol karakteri hakkında küçük ama önemli bir ayrıntı.
Bunu küçümsemeyin. Yeni gelmiş genç bir futbolcu için en kolay şey; garanti oynamak, hata yapmamak ve görünmez olmaktır. Batrakov bunu yapmadı. İnisiyatif almaya çalıştı. Galatasaray formasının istediği futbolcu karakteri de tam olarak bu.
Ve buraya tarihe bir dipnot düşmek istiyorum:
Göreceksiniz, Batrakov Galatasaray'ın yeni Hagi'si olacak.
O potansiyel var. O futbol aklı var. O özgüven, o enerji, o 'vibe' var. Bugün bunu iddialı bir cümle olarak yazıyorum: Barcelona maçında bunun ne demek olduğunu bire bir yaşayacağımıza inanıyorum. Belki daha yolun çok başında ama bazı oyuncular ilk dokunuşlarında size gelecekte ne olabileceklerini hissettirir. Batrakov bende tam olarak o hissi uyandırdı.
Ama gelelim gecenin can sıkan tarafına...
3-1'i bulduysan maç bitecek kardeşim!
Galatasaray gibi bir takım, hele kendi sahasında 3-1'i bulduysa rakibin fişini çekmeli. Bitti. Rakibe "Acaba?" dedirtmeyeceksin.
Ama biz yine rakibi maça ortak ettik. 3-2 oldu ve son bölümde hiç gerek olmayan bir stres yaşadık. Ligde bunu yaparsın; Osimhen çıkar kurtarır, Sara bir şey üretir, Davinson kafayı vurur, kadro kaliten maçı alır.
Şampiyonlar Ligi'nde?
Orada kimse seni affetmez.
Bir anlık konsantrasyon kaybının faturası bazen bir gol değil, bir maç; bazen de bütün bir Avrupa hikâyesi olabilir. Büyük takım olmak yalnızca geri düştüğün maçı çevirmek değildir. Büyük takım, öne geçtiği maçı rakibine bir daha koklatmayan takımdır.
Ben Galatasaray'ın hücum gücünden endişe etmiyorum. Bu takım gol atar. Hem de herkese atar. Mesele artık gol atmak değil; mesele büyük takım gibi maçı bitirmek.
Çünkü bu Galatasaray'ın rakibi artık sadece Göztepe değil. Fenerbahçe değil. Beşiktaş değil.
Galatasaray'ın asıl rakibi artık kendi koyduğu hedefler.
Eğer o hedef gerçekten Avrupa ise, 3-1'den sonra maç bitmeli.
Üç puan güzel. Osimhen yine bildiğimiz Osimhen. Batrakov ilk mesajını verdi.
Şimdi sıra Galatasaray'ın mesaj vermesinde. Türkiye'ye değil... Avrupa'ya.