İzmir karada Muğla denizde risk altında

» Büyük Manşet » İzmir karada Muğla denizde risk altında

Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Sinancan Öziçer, Ege bölgesinde deprem riski bulunan illeri açıkladı. Jeofizik Mühendisi Öziçer, deniz ve karadan gelebilecek risklere dikkat çekti.

DENİZDEN GELEN BİR TEHLİKE VAR

Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Öziçer, can ve mal kayıpları anlamında riskli üç il için uyarılarda bulundu. Öziçer, “Ege bölgesinde deprem riski bulunan şehirler hangileri dendiği zaman tabii ki öncelikli olarak Kıyı Ege kesiminde bulunan İzmir, Manisa, Aydın. Ege bölgesindeki en riskli iller. Son 120 yılda meydana gelen depremlere bakıldığı zaman can ve mal kayıpları anlamında en fazla olan ilk 3 il içerisine bunları koyabiliriz.

Daha sonra da tabii ki Kütahya. Çünkü 1970 yılında 7 büyüklüğünde Gediz depremi meydana geldi. Orada da yaklaşık 1086 vatandaşımız hayatını kaybetti. Muğla çok riskli değil çünkü Muğla’nın karadaki faylarından daha çok deniz açıklarında faylardan Helen Yayı Muğla’ya çok yakın olduğu için dalma batma zonundan kaynaklı Helen Yayı’nın oluşturacağı depremler daha fazla risk taşıyor. Karasal ve diri fayları olan bir il olmadığından dolayı karada değil ama denizden gelen bir tehlike var.

OLASI DEPREMİN BÜYÜKLÜK POTANSİYELİ BELLİ

Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Sinancan Öziçer, Ege Bölgesi’nde risk oluşturan iller için olası depremin potansiyelinin 7 şiddetinde olduğunu ifade etti. Öziçer, “İzmir, Manisa, Aydın, Kütahya hatta Denizli burada ciddi anlamda geçmişte hayatını kaybeden vatandaşlığımızın olduğu depremler meydana gelmiş. Ondan dolayı buralar Ege bölgesi genel anlamda Gediz Grabeni’nden kaynaklı yani çöküntü havzasından kaynaklı bir coğrafyanın içerisinde meydana gelmiş fayların oluşturduğu iller. Depremle ilgili risk yüksek ama buradaki faylar normal faylar olduğundan dolayı bunların oluşturabileceği büyüklük potansiyeli 7’yi geçmiyor.

Çöküntü ve yükseltilerden kaynaklı normal fayları geliştirdiği için bu mekanizma onların oluşturacağı potansiyelde yaklaşık maksimum 6, 6.2, 6.5 büyüklüğünde ama daha sık yani Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu gibi 30 yılda bir, değil. Belki 2 yılda bir, 3 yılda bir olacak şekilde oluşturan bir coğrafyanın içerisindeyiz.” dedi.

DENİZLERDE MEYDANA GELEN DEPREMLERİN İNCELENMESİ GEREK

Diri fay hattı haritasının karaları bağladığının altını çizen Öziçer, denizlerde meydana gelen depremlerin oluşturduğu fayların incelenmesi gerektiğini vurguladı.

Öziçer, “Maden tetkik arama (MTA)’nın diri fay haritalarına baktığımız zaman onlar yapılan her çalışmadan sonra güncelleniyor. Güncellendikçe de haritalar sunuluyor ve buna bakıldığı zaman da en son güncellenen diri fay haritası 2023 yılında. Ondan dolayı şu anki baktığımız harita 2023 yılında güncellenen hale göre yapılmış bir haritadır.

Ama bu tabii karalarda meydana gelen yani karasal bölgede incelenen faylar olduğundan dolayı bizlerin en önemli unsurlarından bir tanesi veya önemsediğimiz konulardan bir tanesi denizlerdeki yani özellikle Ege açıklarında meydana gelen depremlerin oluşturduğu fayların incelenmesi. Son 30 yıla baktığımız zaman da yaklaşık 1992 yılında 6 Kasım’da meydana gelen depremden sonra bayağı ciddi depremler meydana geldi. Bunların hepsinin Ege Denizi açıklarında meydana gelen depremler olduğunu gördük. Bu da ne anlama geliyor? Bizler karadaki faylardan ziyade denizlerdeki fayların incelenmesinin de daha önemsenmesi gerektiğinden bahsediyoruz.

Bu da nasıl oluyor? Jeofizik yöntemlerden sismik yansıma yöntemiyle deniz sismiği çalışmaları yapılarak Ege denizindeki tüm fayların incelenmesi, geometrisinin çıkartılması, enerjilerin hesaplanması yapılabilir. Bunlar da jeofizik mühendislerinin yaptığı çalışmalar olacak ve bununla ilgili avantajımız şu Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü’ne bağlı bizim koca Piri Reis sismik gemimiz var. Bu sismik gemimizle bu çalışmalar çok rahat bir şekilde yapılabilir.

Geçmiş yıllarda bu gemiyle biz Akdeniz’de olsun Karadeniz’de olsun gaz hidrat enerjilerini tespit etmiş bulunmaktaydık. Ondan dolayı aynı çalışmayı bizler İzmir’deki fayların yani Ege Denizi’ndeki fayların incelenmesi için de çok rahat bir şekilde kullanmamız faydalı olacaktır.” ifadelerini kullandı.

DENETİM OLMADAN RUHSAT VERİLEN YAPILAR YIKIMA YOL AÇAR

Jeofizik mühendislerinin yeterli sayıda istihdam edilmediğine değinen Başkan Öziçer, jeofizik mühendisi imzası, onayı, denetimi olmadan zemin etütlerine ruhsat verilmesi durumunda ileride olabilecek deprem anında yıkılmaya veya hasar görmeye müsait olabileceğini belirtti.

Başkan Öziçer, “Depremle ilgili Ege bölgesinde yapılan çalışmaların daha hızlı, daha efektif olmasından yanayız.

Büyükşehir Belediyesi mikro bölgeleme çalışması yaptı İzmir genelinde. Binaların incelenmesi analizleri çalışmaları da yapıyor ama bizler daha çok özellikle bina incelemelerinde gözlemsel değil biraz da aletsel yöntemlerle binaların incelenmesi analizlerini çıkartılarak kentsel dönüşümün hangi bölgelerde daha çok yoğun bir şekilde başlanması gerektiğiyle ilgili yol haritasının çizilmesinin gerektiğinden yanayız.

Bu çalışmalarla bina envanter çalışmalarını, inşaat mühendislerine destek verici jeofizik yöntemlerle binaların hasarsız bir şekilde analizlerini ortaya çıkartarak kentsel dönüşüm konusunda yol haritası çizilebilir.

Bizim en başta yapmamız gereken şeyler Ege denizindeki fayların incelenmesi. Karadaki faylarla ilgili bir inceleme yapılacaksa da bu sadece hendeklerle değil, derin jeofizik yöntemlerle, elektrik ve sismik yansıma yöntemleriyle fayın geometrisinin ortaya çıkartılması ile olabileceğini söyleyebilirim.

Bu çalışmalar olmadan depremle ilgili fayla ilgili çalışmalar eksik ve yarım kalacaktır. Ondan dolayı bilimsel çalışmalara, aletsel çalışmalara önem verilmesinden yanayız. Onun haricinde de tabii depremle ilgili çalışmalar derken denetimlerin ne kadar önemli olduğundan bahsettiğimiz bir dönemdeyiz.

Ama maalesef bir yapı için yapılan en önemli projelerden biri olan Zemin etüt projelerinin hazırlandıktan sonra belediyeye sunulduğunda o belediyedeki konusunda uzman jeofizik mühendisleri tarafından incelenmesi, denetlenmesi gerekirken maalesef 30 ilçemizin 10 tanesinde jeofizik mühendisi istihdamı varken maalesef 20 tanesinde jeofizik mühendisi istihdamı bulunmamaktadır.

Bu da ne anlama geliyor? Oraya gidebilecek bir yanlış bir zemin etüt raporlarında jeofizik mühendisi imzası ve onayı denetimi olmadan ruhsat verilerek ileride olabilecek potansiyel yani deprem anında yıkılmaya veya hasar görmeye müsait olabilecek potansiyel olabilecek durumun yolunu kapısını açmak anlamına geliyor.

Bunun da önlemenin ya da engellemenin tek bir yolu var. O da belediyelerdeki eksik olan belediyelerde jeofizik mühendisinin istihdamının gerçekleşmesi olarak da söyleyebiliriz” diye konuştu.